Mutluluğun ikinci adımı: Değişimin Uygulanması (ve Coronavirus Etkisi)

Yazar Kutay Asparuk
Tarih 07 Eylül 2020 - 15:08
Kategori Eğitim,Danışmanlık,Girişimicilik,Danışmanlık,NLP,İnsan Kaynakları,Kişisel Gelişim

Önceki blogumda, evrenin doğası ve “değişim” in hayatlarımızı ve evreni etkileyen en önemli güç olduğu hakkında konuşmuştuk. Ve bu bizim için hayatı anlamını keşfetmenin ilk adımı oldu. Bugün, değişim fikrini günlük yaşamlarımızda nasıl uygulayacağımız hakkında konuşacağız.


Önce bir konuda anlaşalım. Biz insanlar basit canlılarız. Herhangi bir süper gücümüz yok, geleceği tahmin edemeyiz, kendi yaşamlarımız üzerinde bile 0 kontrolümüz yok. Kaderimizi etkileyen sayısız beklenen veya beklenmeyen faktör var. Biz sadece hayatımızı yaşarken elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.


“Elimizden gelenin en iyisi” anlamlı bir hayat sürmek için gerçekten çok güçlü bir kelime. Eski Mısır'da, bir kişi öldüğünde, ölüm tanrısı Anubis'in, o kişinin kalbini ibis (çölde yaşayan bir kuş türü) tüyüyle bir tartıya koyduğuna inanılıyordu. Ancak kalbiniz bu tüyden daha hafif çıkarsa ruhunuz cennete gidebiliyordu. Eski Mısır'da yaşayan hayatının sonuna yaklaşmış bir insan olsaydınız, yaşama bakışınız şöyle olurdu: “Hayatımda iniş çıkışlar oldu. Bazen kaybettim, bazen kazandım. Hayatım her zaman daha gençken planladığım şekilde gitmedi. Ama bu hiç sorun değil. Ben kendim ve etrafımdaki insanlar için her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İyi bir insan olmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Zor zamanlarda açgözlülük, kıskançlık ya da öfke gibi olumsuz duygulara kapılmadım. Bu yüzden kalbim hafif. ” Eski Mısır’da asıl yaşam amacı başarılı olmak, iş stresi veya her zaman daha fazlasını talep etmekle ilgili değildi. Amaç, elinizden gelenin en iyisini yaparak tatmin edici ve kalbinizin hafif olduğu bir hayat yaşamaktı.


Günümüzde insanlar giderek daha stresli veya yıpranmış hissetmeye ve olumsuz duygulara tutunmaya meyilli oluyorlar ve bu sebeple de kalplerinde hep bir ağırlık hissediyorlar. Bunun birden fazla nedeni var:

  1. Küreselleşme insanlara başarılarının hiç bir zaman yeterli olmadığını hissettiren yeni bir konsept yarattı. Her gün (sosyal medyanın da etkisiyle her zamankinden daha fazla), bizden daha iyi işlere, arabalara, bedenlere, evlere ve daha iyi yaşamlara sahip insanlar görüyoruz. Ve bu insanların bazıları (infculencerlar) sosyal medyayı kullanarak doğrunun her zaman kendi yaşam tarzları olduğunu bize empoze ediyorlar. Bu yüzden elimizden gelenin en iyisini yapmak yavaş yavaş bir seçenek olmaktan çıkıyor. Her konuda “en iyisi olmalıyım yoksa bir hiçim” bakış açısıyla düşünüyoruz. Bu, hepimiz için karanlık bir yanılsama yaratıyor ve sahip olduğumuz onca şey için hiç bir zaman mutlu hissetmememize neden oluyor.  
  2. Hayat her geçen gün daha hızlı bir hâl alıyor. İhtiyacımız olan her şeyi mümkün olan en kısa sürede ve en mükemmel şekilde elde etmek istiyoruz. Hayatımızda hata ya da kazalara, gecikme veya beklemelere kesinlikle yer yok. Bu yaşam sistemi hepimiz için risk almayı, toplum içinde dikkat çekmeyi, farklı olmayı, hatta farklı bir şekilde düşünmeyi bile çok korkunç bir hale getiriyor. İnsanlık yavaş yavaş hayattaki neşe ve heyecan pahasına “mükemmel” bir hayat kuruyor.
  3. Hayatın zor ve acımasız olduğunu düşünmek için kodlanmış durumdayız. (Not: Hayır değil.) Hayatımızı zorlaştıran biziz. İlkokuldaki ilk sosyalleşmemizden itibaren arkadaşlarımıza karşı yarışıyoruz. Çocuklarımız için notlar, test sonuçları, başarı oranları, puanlar, ödüller var. Bu sistemin tehlikesi şudur: Bir şeyler kazanmak ve elde etmek Dopamin hormonunun birden bire çok hızlı yükselmesine sebep olur ve çocukluktan itibaren bu son derece bağımlılık yapan hormona bağımlı hale geliriz. Ve bu hormonun hayatımız boyunca bizi etkileyecek bir çok kötü yan etkisi vardır (dürtüsel davranış, obezite, dikkat bozukluğu vb.).

Aslında sadece 3. değil, yukarıdaki tüm paragraflar bir şekilde Dopamin bağımlılığına bağlıdır. Ama gerçek mutluluk hormonunun ne olduğunu biliyor musunuz? Serotonin. Etkileri daha uzun sürer, Dopamin gibi bağımlılık yapmaz ve iç huzurun arkasındaki gerçek sebeptir. Ayrıca vücudumuzdaki Dopamini baskılar. Peki bu hormonu nasıl üretiyoruz? Diğer insanlara yardım ederek, diğer insanları mutlu ederek, fedakarlık yaparak ve ekip çalışmasıyla. Sanırım kafanızda bir şeyler oluşmaya başladı.


Şimdi “uygulama” kısmına geçelim: Yaşamınızdaki değişimi yönetmenin ilk adımı, yaşam hakkındaki algınızı değiştirmektir. Adım adım hayatlarımızı sevinç ve minnetle dolduracağız. Bu süreçte sadece birazcık sabırlı olmanız gerekiyor. Yukarıda yazdıklarımı düşünün, sadece yaşam hakkındaki düşüncelerinizi kademeli olarak değiştirmeye çalışın, her seferinde bir veya iki tane. Benimle aynı fikirde olduğunuz ya da olmadığınız argümanlar olabilir, bunları da düşünün. Ve her gün uyumadan önce kendinize şunları sorun: “Kalbim ağır mı yoksa hafif mi?”. Eğer kalbinizin ağır olduğunu düşünüyorsanız kendinize şu ikinci soruyu sorun: “Yaptığım seçimler yüzünden mi? Yoksa başka biri ya da başka bir şey bana yanlış bir şekilde kalbimin ağır olduğunu mu düşündürüyor?”


Günümüzde insanlık olarak “COVID-19” adlı bir virüse karşı savaşıyoruz ve insanlar için bu gerçekten kötü bir salgın. Ama aynı zamanda doğa ve hepimiz için de bir değişim yaratıyor. Virüs salgını başladığından beri dünyadaki şehirlerde hava kirliliği ila P oranında düştü, karbondioksit emisyonu önemli ölçüde düştü, göller ve nehirler daha temiz. Sonunda doğanın önemini ve ona karşı nazik olmadığımızda bize neler yapabileceğini anladık. Ayrıca bu durum kendi yaşamlarımızda bir değişiklik yaratmamız için bize büyük bir şans verdi.


İş hayatında da büyük bir algı değişikliği yaşanıyor. İnsanlar daha çevik ve özgür bir sistemle evden çalışmaya başladı. En gelenekselci ve kuralcı insanlar bile bunun mümkün olduğunu fark ettiler. Takım arkadaşlarımızı, yöneticilerimizi, ünlü insanları, liderleri evlerinde bir kapüşonlu eşofmanla, pijamayla ya da çocuklarıyla birlikte görüyoruz. Hepimizin aslında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan insanlar olduğumuzun farkına vardık. Bu karantina günlerinde zihinsel bakış açısı değişikliğinizi bu şekilde yönetebilirsiniz. 
Bununla birlikte artık zamanınızın büyük bir kısmı evinizde geçiyor. Bu, çalışırken bile ailenizle daha fazla zaman geçirebileceğiniz anlamına geliyor. Sadece bir dakikalık bir sohbet ya da bir saniyelik bir gülümseme veya birlikte öğle yemeğini hazırlamak aileniz için nadir bir fırsattır ve ilişkilerinizin pekişmesi için çok değerlidir. Onlara hala o “küçük komik çocuk”a sahip olduğunuzu gösterin, onlara çalışırken harcadığınız bunca zamanın onlar için olduğunu ve tüm mücadeleniz içinde hala ailenizin bir parçası olduğunuzu gösterin. Duygusal olarak insanlığınızı keşfedin.


Bir sonraki blogda görüşmek üzere.

İngilizce versiyon için: (https://www.patreon.com/posts/36057176)